TürkçeEnglishFranceGermanyRusiaSpain


   
  Altılı Mekanı
  S.KAYA
 

 

 
İstanbul sezonunun ışık saçan ismi Selim Kaya’yı bu ay sayfalarımıza taşıdık. Kazandığı koşuları, çalışma stilini, yaşantısını, ailesini kendi ağzından dinledik. Selim Kaya, Şanlıurfalı, eşi Gazel Hanımla on bir yıldır evli. Altı çocuğundan en küçüğü iki, en büyüğü on yaşında. İşte tüm içtenliği ve samimiyetiyle “Ben aslında biraz deliyim” diyen başarılı jokey Selim Kaya…

İlk defa ne zaman “Ben jokey olacağım!” dediniz?

Kendimi bildim bileli hayalim jokey olmaktı. Küçükken atlara su vermek için onları kuyuya götürüyorduk ve eğersiz biniyorduk. Atlarla kova yardımıyla su çekiyorduk ben daha altı yedi yaşlarındaydım, at koşturamıyordum. Ağabeylerim yanımda atları koşturunca benim at da koşmaya başladı, çok korktum atın yelelerine tutundum. Eminim o anda beni melekler tutmuş. Düşmeme imkânım yoktu. Önce ağlayarak bağırdım korktum, elli metre sonra o korkuyu attım. Bu sefer zevk için at koşmaya başladım o anda yarışçılığın zehrini aldım. Annem senin göbeğini atın ahırına gömdük demişti. Bu işe resmen göbekten bağlıyım. 1993 yılında ağabeylerim Hasan ve Ali Kaya ile birlikte üç kardeş sınava girdik, üçümüz de başarılı olduk. Rahmetli ağabeyimiz Ali Kaya attan düşerek öldü. İlk birinciliğimi Fındık 7 ile kazandım. 1994 yılında Cumbia adlı atla jokey oldum. 51. yarışımı da aynı gün bizim atımız olan Selin 1 ile kazandım. Şu ana kadar bir günde en fazla 6 koşu kazandım. Çocukluk dönemlerimizde yaşam şartlarımız çok iyi değildi. Eve ekmek getirmek için çobanlık yaptım. Dağlarda gece geçirdiğim çok oldu, sürüde anaç koyunun boynuna ip bağlayıp o ipi de bileğime bağlıyor, gece öyle uyuyordum. Sürü kalktığında o şekilde uyanıyordum. 24 saat evimize ekmeğin girmediğini bilirim. Okula gidemedim. Sadece 6 ay okuyabildim diplomamı dışarıdan aldım. İlk atlarımız Küçük Tunca ve Fındık 7’nin bizde yeri ayrıdır, bize hayat verdi. Onlara çok şey borçluyuz. Şu anda onlar sayesinde yanımızda çalışanlarla birlikte birçok kişi bu işten ekmek yiyor. Aile bağlarımızın güçlü olmasının da bu gelişmede etkisi var.

Sizce jokeylik nasıl bir meslek?

Çok onurlu, gururlu ve bu açıdan da büyük bir meslek. İki canlı uyum sağlıyor, birbirini anlıyor ve ortak bir elektriği tutturuyorsunuz. Bu karşı cinsle aranızdaki elektriğe benzer. Paraya ihtiyacı olmayan insanlar, büyük at sahipleri dünyaları versen o atlarını satmaz. Ama onlar bana o en değerli varlıklarını emanet ediyor. Benim binmemi istiyorlar, bize büyük değer veriyorlar. Enternasyonalde Selman ağabey ata yedek yaptı, ben de üzerindeydim bu şekilde dünya basınında yer aldık. Bu mesleğin önemini buradan herkes kolayca görebilir. Mesleğime büyük sevgim ve saygım var. Keşke bütün jokeyler ne değerli bir mesleğe sahip olduğunun farkında olsa, bazı arkadaşlar nankörlük yapıyor.

Ne gibi?

Tam anlamıyla atlarla ilgilenmiyorlar. Benim de mutlaka eksikliklerim vardır, ama çalıştığım ekürinin atlarının her şeyiyle ilgilenirim. Bundan gocunmam benim için gururdur. Beni bugün Selim Kaya yapan atlardır. At olmasa ben hiçim, kişiliğimi insanlara tanıtmam atlar yardımıyla oldu. Çoğu jokey at onunculukta bile olsa dayak atıyor, kamçı vuruyor. Her şeyden önce bu hayvanları sevmemiz lazım. Kamçı, dövme aracı değil uyarma aracıdır. Artık yarış bitmiş, bu neyin uyarısı? Ben sonuç alacağımı hissedersem kamçı kullanırım.

Yarışseverlerin ve at sahiplerinin gözünde güven veren bir isimsiniz, bunu nasıl sağladınız, nasıl tercih edilen bir jokey oldunuz?

Ben atlara zaman ayırmayı tercih ediyorum. Bursa’ya gitmiyorum parayı tercih etmiyorum. At sahibine ihanet etmemek için iyi hazırlanırım atımı da ellerimle hazırlarım. Benim üzerimde yükler var; ekip çalışmasına inanırım, o ekibin de yükünü sırtımda taşırım. Selim Kaya iyi jokey diyorlar, hayır benden iyi olmadığı için ben iyiyim. Aslında iyi değilim. Daha da iyisini yapabilirim. Selim Kaya için yaptıklarım yeterli değil. Herkes birbirinden gördüğünü yapıyor bu işte ben herkesten bir yönünü alıp kendimi oluşturuyorum. Ertül, Halis, Kadir ve Süleyman ağabeylerin ayrı ayrı yönlerini örnek aldım ve kendi tarzımı, kendi başarımı oluşturuyorum. Genç arkadaşlarıma da bunu tavsiye ediyorum taklit etmesinler öğrensinler ve kendilerine güvensinler. Hacı, Sefer, Musa Demir, Kemal Kurt gibi arkadaşlarıma yardımcı olmaya çalışıyorum.

Jokey kardeşlerinizle mücadele etmek nasıl bir duygu?

Mehmet ve Ömer Kaya benimle mücadele ediyor. Onlarla gurur duyuyorum bu da ayrı bir onur. Aslında kardeşlerle rekabet diğer jokeylerden çok da farklı değil. Piste çıktığımız zaman kardeşlik biter iki jokeyin rekabeti başlar. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nden Fair Play Ödülü aldım. Kardeşim Mehmet’in bindiği ailemize ait atı geçtim. Onların da atçılığa bakış açıları değişti. Geçenlerde yapılan bir koşuda at sahipleri ve diğer jokeylerle bineceğim at üzerine bir iddiaya girdim. Kimse inanmadı ata güvenmediler. Kanat mı takacaksın sen bu ata dediler. Yarışı tam kazanacakken önümü Ömer kapattı, ikinci oldum.

Peki jokeyler atlara kanat takabilir mi, bir yarışta jokey faktörü nasıl bir rol oynar?

Ata bindiğin an ve yarış öncesi kenter atın kazanacağını, o elektriği gözlerinden fiziğinden anlıyorum. Kötü koşacağını da anlıyorum. İşte iyi jokey olmanın avantajı burada, koşacak atı tanıyorsunuz. O atı nasıl koşturacağınızı biliyorsunuz, stiliniz tarzınız oturmuş oluyor. Tabiî ki etkili olabiliriz ama kanat takamayız elbette. At iyi atsa zaten kendini belli ediyor. Sadece kendi bindiğim atı değil rakiplerimin atlarını da incelerim kazanacak atı tanıyıp, ona göre yarışı belirlerim. Altıncı hissim de çok kuvvetlidir.

Çocuklarınızın jokey olmasını ister misiniz?

Türkiye standartlarında jokey olmalarını istemem. Çünkü tam anlamıyla saygı çerçevesinde yapılmıyor bu iş, cahil insanlar çok. İnsan bir işi yaparken keyif almalı. Ben her gün antrenmana giderken tedirginim; her an başıma bir iş gelebilir, düşebilirim ya da belki birileriyle kavga edebilirim. Ben Ninoş’tan düşüp 3 gün komada kaldım. Kafatasımda 3 çatlak var. Deliliğim de belki ondan. 15 gün sonra at bindim. Buraya gelmek, başarılı olmak kolay değil. Ben çocukluğumdan beri en zoru hedefledim. Zor olduğu için böyle olmayı seviyorum. İnsanları hayrete düşürmeyi, bravo dedirtmeyi seviyorum. Sıradan işler o yüzden ilgimi çekmedi. Benim beşi erkek biri kız altı çocuğum var. Bu işi çok isterlerse engellemem. Zaten Allah yazdıysa olur, onun önünde durulmaz. Eğer çocuklarım çevresine, ailesine cumhuriyetine, devletine faydalı olabilecekse herhangi bir iş seçebilir. Bunu yapabilirse ne mutlu bana. Onları en güzel şekilde okutacağız. Şu anda üçü okuyor.

Kafkaslı bu yıla damgasını vurdu, WAHO tarafından Türkiye’nin en iyi arap atı seçildi, Kafkaslı ile müthiş bir uyumunuz var. Neler söylemek istersiniz?

Kafkaslı çok ayrı bir attır. Bunu hissedebiliyor, kendini biliyor. Onunla aramızda duygusal bir bağ oluştu. Geçenlerde üşüttüm biraz yanına gidemedim. Sonra gittiğimde öptüm. O beni bir ısırdı resmen “sen neredesin” diye sordu bana. Onu kışın Adana’da ben koştum, hazırladım. Aslında atlarımızın hepsinin iyi olması lazım. Kafkaslıdan inip başka ata binmek zor oluyor keşke tüm atlar bu kadar iyi olsa. Şampiyon atlara binmek çok keyiflidir ama onlarla çalışmak bir o kadar da zordur. Her zaman ilgi bekler, yalnız kalmayı sevmezler. Özgünhan diye bir at vardır. Her gün kendim çalıştırırdım. Benim gitmediğim gün kendini tımar bile ettirmemiş, çalıştıran jokeyini düşürmüş. Bunu Odinhan’la da yaşadım. Benim için ailemin atları da diğer atlar da birdir. Kafkaslı da Ribella da aynıdır. Bindiğim ya da binmediğim atlardan da benim için “iyi” atların ayrı bir önemi vardır.

Zayıflayabilmek için midenize kelepçe taktırdığınız söyleniyor, doğru mu?

Evet, kelepçe taktım, ama mideme değil de boğazıma taktım. Sıkı diyetteyim. Maalesef kilo sorunu yaşayan bir jokeyim. Bir ara kilom 65’i buldu o kilodan 56 kiloya dönmek kolay olmadı. Asıl kelepçe insanın beynindedir; hırsı ve azmidir. Hayat felsefem; önce beynimi, sonra hırsımı kullanmaktır. Hırsına yenilen insan hiçbir istediğini başaramaz. Hırs olmadan da olmaz ama önce beynine danışacaksın. Hırsla sonuca gidilmez başarı aklı kullanmaktan geçer. Birçok insan bundan kaybediyor.

İş yaşantınız çok yoğun, zamanınızın çoğunu atlarla geçiriyorsunuz, ailenize zaman ayırabiliyor musunuz?

Zaman ayıramıyorum, hatta en çok ailemi ihmal ediyorum. Ama çok fedakar bir eşim var. Çocuklarımla her zaman dayanışma içindeyiz. Şikayet etmeyip destek oluyorlar. Jokey eşi olmak, ailesi olmak özveri ister. Ailem beni anlıyor, bana her zaman inanıyor. Tabi bunda eşimin payı büyük, yuvayı dişi kuş yapıyor. Böyle bir denge sağladık

Arada boş zaman bulabiliyor musunuz, hobileriniz var mı?

En büyük hobim; delilik. Yiğit adama deli, iyi ata doru derler. Şaka bir yana ben doğada zaman geçirmeyi çok seviyorum atları sevdiğim gibi doğaya da düşkünüm. Bunun dışında binicilik sporuna da zaman ayırıyorum. Hatta İstanbul Bölge şampiyonu oldum. Bu iki dalın da birbirine çok faydası var. Her iki tarafta öğrenilenleri birbirinde uyguluyorum. Hobilerim bile atla ilgili, atla tam bir bütünleşme söz konusu bende.

Geride kalan 2006 İstanbul sezonunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Elde ettiğiniz başarıları neye bağlıyorsunuz?

Benim her zaman mücadele ruhum oldu, azimliyim ve çok çalışıyorum. Şansım da yardım etti iyi bir sezon geçirdik. Bu sezon cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık koşuları da dahil bir çok önemli mücadelede birinci oldum. İlk enternasyonal kupalarımı bu sezonda kazandım. Daha önce de böyle olabilirdi ama aldığım cezalar engelledi, talihsizlik olmuştu. 2004 yılında cezalı olduğum dönemde araba bagajında gizlice hipodroma girdim ve atları çalıştırdım. Bunlar beni engellemekten çok kamçıladı. Bu camiada maalesef menfaat ilişkileri de var. Aleyhimize çalışanlar da oluyor. Onlarla da mücadele ediyoruz.

Enternasyonal koşularda her iki elinizde ödüllerle olan görüntünüz, o gururlu tablo adeta hafızalara kazındı, o anda neler hissettiniz?

Bunu size anlatmak hiç tatmadığınız bir yemeğin tadını anlatmak gibi olur o duyguyu yaşamayan bilemez. Kendi adıma kazandığım başarının yanında Türk Atçılığının yerini dış ülkelerde gösterdik. O görüntüler, fotoğraflar dünya medyasında yer buldu. Bu da benim için ayrı bir mutluluk kaynağı oldu.

Bazı insanlar dışarıdan sizin ukala hatta bazen şımarık birisi olduğunuzu düşünüyor, bu konuda ne düşünüyorsunuz elde ettiğini başarılar sizi şımartıyor mu?

Bunları duyunca şaşırıyorum. İnsanlar ön yargılı. Beni yakından tanıyanlar böyle düşünmüyor. Ben Urfa kültürüyle yetiştim size de anlattım, nereden geldiğimi asla unutmadım. Şımarıp da çalışmayı mı bırakmışım? Hayır. Daha da büyük bir azimle çalışıyorum. Sanırım kendime olan güvenimi insanlar böyle algılıyor. Tabi başarı bazen kıskançlık da yaratıyor. Benim insanlara tavsiyem böyle şeylerle uğraşmak yerine iyi yönlerimizi görsünler. Bu işin yanı sıra öğrenci okutuyoruz hiçbir yasadışı işimiz yok kanun dışı icraatımız yok. Bana köstek olmasınlar yeter destek de beklemiyorum.

İbrahim Tatlıses ile dostluğunuz herkesçe biliniyor. Hatta ona tay hediye ederek atçılık camiasının bir parçası olmasını sağladınız. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Benim için doğuyla batıyı barıştıran adam diyorlar. İbo’ya at hediye ederken herhangi bir çıkar içinde olmadık. O da bu camiayı tanıdı ve çok sevdi hatta kendisi de bir tay satın aldı. Camianın reklamı açısından da iyi oldu sanatçıların da aramıza katılması güzel oluyor. Hatta Hülya Avşar’a da at hediye etmek istemiştim kısmet olmadı. Kim bilir belki önümüzdeki günlerde onu da ünlü at sahipleri arasına katarız.

Önümüzdeki dönemde yurt dışı planlarınız neler? Macau’ya gideceğiniz söyleniyor?

Macau, uluslararası atçılığın önemli arenalarından biri, orası için Çin’in Las Vegası diyorlar. Eğlence merkezi olduğundan at yarışlarına da ilgi büyük, önemli organizasyonlar yapılıyor. Her yıl çeşitli ülkelerden gelip orada yarışıyorlar. Ben de kısmetse yılbaşında gidip 3 ay kadar kalacağım. Daha önce Türkiye’de Necdet Narin ve Mehmet Kurt ile çalışan Simon diye bir arkadaşımız vardı, beni izlemişti. Simon, benim de orada şanslı olabileceğimi düşünerek teklif getirdi. Oradakiler Türk atçılığına yabancı. Beni gitmek için en çok etkileyen bu oldu, ilgimi arttırdı. Dünyanın her yerinden performansı yeten gidiyor. Neden bir Türk gitmesin? Benim asıl amacım başarı kazanmaktan çok ülkemi temsil etmek ve oradaki atçılığı tanıyarak iyi yönlerini buraya taşımak. Böylece hem kendi tecrübemi arttırmak istiyorum hem de atçılığın uluslar arası alanda uygulanışını görmek istiyorum. Daha önce Rusya’da Putin Kupasında at binmiştim. Bu sene Dubai planlarımız da var.

Stilinizle ilgili değişiklikler yaptınız mı, nasıl bir stiliniz var anlatır mısınız?

2005 yılı enternasyonal koşularında benim boyumdaki yabancı jokeyin stilini dikkatle izledim. Atın üzerine kapandığında süratli atla daha çok işe yaradığını gördüm. Stilimde değişiklik yapmaya karar verdim. Böylece kısa boylu jokeylerden daha kısa boylu olabiliyorsun. Tabi bu stil, İngiliz atlarında uygulanabiliyor. Arap atlarında eski stille devam ediyoruz. Bu yeni stilimle ilk olarak Adana’da Nuhbaba ve Mummy’s Love ile koşu kazandım ve işe yaradığını gördüm.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Bizim hayatımızda her zaman at olacak. Ben sadece jokey değilim antrenörlük de yapabilirim, atın sağlığından ve dilinden de anlıyorum. Kendim atları tımar edebilirim jokeylik bana göre zaten bunların bütünü. Bu severek yapılan bir iş, ben her işimi kendim yapmayı severim kendi başımın çaresine bakarım. Ya öleceksin ya başaracaksın felsefemdir. Benim için eleştiri olmazsa övgü de olmaz, eleştiriye her zaman açığım. Alkışı herkes sever ama arkadaşlarıma saygımdan aşırı tezahürat ve bağrışmalardan hoşlanmıyorum.
 
 
 
  www.altili.tr.gg  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=


Ana Sayfa BültenGalopGünlük TahminCanlı Sonuçlar Resim Galerisi TJK TV Muhtemel TV Lig Radyo İstatistik Oyun & Eğlenceİletişim YASAL UYARI
Bu site en iyi 1024 x 768 Çözünürlük , İe 5.0 ve Üstü İle Görüntülenebilir.